Shopping Cart
Your Cart is Empty
Quantity:
Subtotal
Taxes
Shipping
Total
There was an error with PayPalClick here to try again
CelebrateThank you for your business!You should be receiving an order confirmation from Paypal shortly.Exit Shopping Cart

Istanbul



ben yazdım oldu!













Hayat, çoluk - çocuk, iliskiler ve genel olarak durumlar


Blog

BİR TOPRAK KURDU OLARAK HAYAT

Posted on July 11, 2013 at 7:47 AM Comments comments (14)
Bir eş bulmak gerçekten zorlayıcı bir süreç. Hele ki bir kadın için biyolojik saat, saatli bombaya dönüştüğü zaman bu daha da vahşi bir mücadele halini alıyor. Hayat bir insan olarak zaten zor...ama bir dişi için daha bi zor.
Halbuki toprak kurdu olsak böyle mi olur du?
Toprak kurdu kendi kendine takılıyor. Kendi kendini döllüyor.
Gözü yok, dolayısı ile neye benzediğini bilmiyor, kulağı yok, birisi "şişko" dese duymaz, kol yok bacak yok, dolayısı ile manikür - pedikür, ağda gibi problemleri olmadığı gibi ayakkabı, küpe, yüzük gibi harcamaları yok. Saç yok. 
Ne var?
Dil.
Bizde ne var dil...Hem de pabuç kadar.
Tabi sonuçta söylenecek ve şikayet edecek kimse olmayınca dili etrafdaki herşeyi kolay algılamak için kullanıyorlar. Herşeyi yalayarak algıyorlar.
Bana uyar!

Zaten ben ilk tanışmada köpekler gibi birbirimizin dötünü koklayarak işe girişmemiz gerektiğini düşünen bir insanım. Yani birinin dötünü kokladığınız nokta, iletişimin en dip noktası olduğuna göre bundan sonra ego mego kalmadan en çıplak haliniz ile o insanla hayatınıza devam edebilirsiniz diye düşünüyorum.

Köpek konusu araya girdi ama, insan olarak yaşamın çok ağır olduğuna inanıyorum. Hayatta kalmak için bu kadar çabalayan, sürekli kendi cinsi ile kavga halinde olan, erkeği için başka kadınların gözünü oyan, çocuklarına bu kadar uzun süre bakan ve bu zor koşullarda da bu kadar uzun yaşayan bir başka tür var mı? Yok.

Yani en uzun yaşayan kaplumbağa, evi var. Kira, ev taşıma, aidat gak-guk yok, yemek de seçmiyor, köşede otursa kalsa kimse dokunmaz, tabi ki 100 yıl yaşar.
En zorlu hayat süren Lemingler - en azından hepsi toplu zorlu hayat sürüyor, yani kimi karadan ölümüne göç ederken, bir kısmı first class uçmuyor.-
En fazla çalışanı arı - iş saatleri bizden az, ve kraliçe arı dışında sosyal adaleti olan bir yapıdalar ve ofis içinde çalışmıyorlar, trafik problemi yok.

Dolayısı ile bazen bir toprak kurdu olmak bile bir fırsat olarak görülebilir. Kendine yeten kadın örneği mi istiyorsunuz işte, kariyer de yapıyor -bir kurt olarak- çocukta. Ve çok da dilli bir hatun kendisi.

İŞ HAYATI

Posted on October 24, 2012 at 1:57 PM Comments comments (30)
Aslında bu yazıyı sadece merakımdan yazıyorum.
Bir çok kere denediğim halde bu blog işini bir türlü dizimi kırıp da yazamadım.
Genelde insanlar ya yaşadıkları hayatı ya da arzuladıkları hayatı yazıyorlar galiba bloglarında ben yaşadığımı yazsam bile yeter, ki neyi arzuladığımı bile düşünecek halde değilim şu anda.

1990'lı yılların sonuna doğru Command and Conquer diye bir oyun çıkmıştı. Bir yerleri gidip fethedip sonra yönetiyordun. Arada bir isyan çıkınca da vergiyi arttırıyordun, halk geçim derdine düşütüğü için isyan misyan çıkmıyordu.

Bilgisayar oyunları çok seven biri olarak, hayattaki bir çok yaşadığım şeyi bu pencereden değerlendirebiliyorum. Mesela işe gidiş, artan seviyelerde çeşitli zorluk seviyeleri ile bir noktadan bir noktaya ulaşmak, eğer geç kalırsan ve patronun yakalarsa game over! İş hayatındaki çeşitli puanları biriktirip bir sonraki seviyeye upgrade olmak da var tabi.

Aslında çok ciddiye alıyoruz ya işi ona sinir oluyorum.

Hayat kurtarmadığımız sürece sadece para için çalışıyoruz.
Et'imizi tatmin etmek için.
Onu daha iyi giydirmek, onu daha iyi beslemek, onu daha iyi gezdirmek için.

Ruhu ya da zihni için birşeyler yapan hem çok az kişi var.
Hepimizin et'in esiriz. Kendimize eş seçerken de taze et, ya da etimize iyi bakacak birilerini arıyoruz.

Bu nedenle de ortalama bir hayvan karnını efendi gibi doyurmak için 20 dk harcarken bir en az 8 saat harcıyoruz.
Kendimizi bu hayata ve onun gerekliliklerine o kadar kaptırıyoruz ki, biraz isyan etsek "Kriz var! Kriz var!" diye bizi korkutuyorlar, herkes işine ve malına sarılıyor.

Zamlar, vergiler, yeni tüketim kalemleri başımızı kaldırmadan çalışmamız için bizi zorluyor.

En muhteşem okullardan binlerce dil bilerek mezun olduğumuzda bu çarka hizmet eden cilalı bir dişli olarak varlık sürdürüyoruz...

O kadar batmışız ki başka bir hayat düşünemiyoruz, çünkü zaten bir anda Tetris'den çıkıp Temple Run'a gitmek gibi bir durumda da olamayacak.

Ya mecburen oyundaki bütün seviyeler bitene, ya canımız tükenene, ya da biz oyundan sıkılıp "Game Over" olana kadar Koş Lola Koş...

yaaa aklıma bu geldi yazim bari dedim.

0